Soru Belliyse Sınavdan Önce, Kitaplarda Yazmadığındandır

Hikâyemdendir bu: Ve saat geldi. Zil çaldı; sona erdi tek soruluk sınav. Bu sınavın tek soruluk olacağını ve sorunun içeriğini söylediklerinde çoktan başlamıştı süre. Önemli olan sınav sorusunu söylemeleri değildi zaten. Çünkü bilirim ki cevabı verilebilecek sorular önceden söylenmez. Önceden söyleniyorsa bile kitaplarda okunan, defterlere yazılan bir cevabın sorusu değildir. Soru, yaşadıklarım ve yaşamadıklarımla ilgili. ...

Devamı »

2010/08/09 Genel Yorum bulunamadı

A Canım! Sen Ne Sıkılgan Bir Şey Oldun Bu Günlerde…

Düzenli olarak kitapçıya gider, yeni çıkanlara bakar, çok okunanları inceler, hiç okunmayanlara göz atar, okunabilecekleri not eder, kapaklarını inceler, içlerini karıştırır, sayfa sayısını kontrol eder, tanıdık bir yayınevi yayını mı değil mi diye bakar, üzerinde etiketi yoksa kitapçıya fiyatını sorar, kitapçıda gelen bazı müşterilerin elindeki kitaba bariz bir kararsızlık haliyle baktığını görüp, “iyidir, ben bir ...

Devamı »

2010/07/30 Genel 6 yorum

En Sevmediğim İnsanlar Ön Yargısız İnsanlardır

Einstein’ın; “İnsanların ön yargılarını parçalamak, bir atomu parçalamaktan daha zordur” dediği rivayet edilir. Einstein’ın bu tanımı ön yargı’nın zor da olsa mutlaka kırılması gereken bir sorun olduğu fikrini uyandırıyor bende nedense. Gerçekten de böyle midir? Ön yargı kırılması, parçalanması veya yok edilmesi gereken bir şey midir? Ön yargı hakkındaki “ön bilgi”min Türkçe sözlükteki tanımıyla uyup uymadığına ...

Devamı »

2010/07/24 Genel 1 yorum

Senin ‘Halk’ Dediğin…

“… / şu halk sözcüğü meselâ nedir  / gecenin ilerlemiş vaktinde / ne arıyor hafızamda / …” Ne hikmetse son zamanlarda bu cümleler dolaşıyordu dilimde. Fazıl Say’ın söylediklerinin üzerine okumak şart oldu diyerek bir daha okuyayım istedim “Cila, Kül ve Kefen”i. Aynı şehrin havasını soluduğumuz Metin Abi’yi hürmetle andım bir kez daha. İki gün önce gazetelerde, fazılsay.org’a ...

Devamı »

2010/07/19 Genel 3 yorum

Hiç, ‘bir şey’dir…

Hiçlik, büyüklük karşısında küçüklüğünü bilme halidir. Ben bundan bahsetmeyeceğim. Hiç doğmamış olmak, hiç yaşamamış olmak, hiç âşık olmamak, hiç gülmemek, hiç ağlamamak, hiç bir şeye karışmamak, hiç iyi olmamak, hiç kötü olmamak, hiç dokunmamak, hiç bulaşmamak, hiç evi olmamak, hiç inanmamak, hiç anlamamak gibi başına hiç getirilmiş cümlelerin anlamlılığına/anlamsızlığına da girmeyeceğim. Mesela, hiç doğmamış olmakla ilgili ...

Devamı »

2010/07/16 Genel 3 yorum

Yazmak; ‘İçe doğan’ı kanatlandırmaktır…

‘Ben şairim!’ diyen birçok kişiden duyarız “ilham” kelimesini. Nedir ilham? Gaibden gelen bir “şey”. Geliyorsa bir şey, bir göndereni olmalı. Gaibden gelen gönderilere vahiy dendiğine göre, ilham ne ola ki? Herkese gelmeyen, hele çağırmakla hiç gelmeyen bu ilham, Türk Dil Kurumu’na göre; “İçe, gönle doğan şey, Allah’ın Peygamberlerin yüreğine doğdurduğu Tanrısal âleme özgü duygu ve ...

Devamı »

2010/07/15 Genel Yorum bulunamadı

Yazmak; yazdıkça yolunu bulmaktır…

Kompozisyon dersinde yazdığım bir kısa hikayenin başarılı sayılmasından ötürü edebiyat öğretmenim Şükrü Bey’in tavsiyesiyle hikaye yazmaya başladım. Okul bittiğinde bir kitabı dolduracak denli hikayem vardı elimde. Yıllar sonra yeniden okuduğumda hiçbirinden tat alamadım. İçinden bir iki tanesini ayırıp, geri kalanını attım çöpe. Acımadım… Doğrusunu yapmışım. Çünkü çok sonraları, bir yazının (kalıcı olması niyetiyle yazılan bir yazının) ...

Devamı »

2010/07/14 Genel 3 yorum

Merhaba niyetine…

Kalem ve kağıt, yerini klavyeye bıraktığından beri doğru dürüst düşünemediğimi fark ettim. Kelimeler cümlelere durmuyordu içerimde. İçimde bir erimenin başladığını haykırıyordu beynim, zonklayarak. “Neden yazmıyorsun bir yerlerde” diyenlere “köreldim” diyorum sürekli. Körelmenin, kör olmak olduğunu bile bile… Yazamamak bir yazgıya dönüşmeden bende, her gün bir cümlecik de olsa yazmaya durmalıydım. Yazmaya durmak… Gördüğümü görmediğimi, duyduğumu duymadığımı, ...

Devamı »

2010/07/14 Genel Yorum bulunamadı